İnsanus Adamus

İnsanus Adamus

İnsanus AdamusAdı Musa. Tüm Musa’ları tenzih ederim. Tüm erkeklerimizi de tenzih ederim. Kimse uğraşmasın nafile, onun eline su bile dökemez. Onun eşi benzeri yoktur şu yeryüzü yuvarlağında.

Onu tanıtmak için dayanılmaz bir arzu duymaktayım. Tanımamakla çok şey kaçırıyor insanlık zira. Yoksa başka başka adlarda fakat aynısından sizin etrafınızda da mı var? Bu kadar çoğaldı mı bu tür? Ben bizimkini eşsiz ve emsalsiz sanıyordum oysa.

Kapkara bir adamdır. Bazen sadece kedininkiler gibi parlayan bir çift göz dışında onu göremediğimi sanırım. Dişleri de mi parlıyordu diye hatırlamaya zorladım kendimi ancak başaramadım. Sanırsam gülme âdeti yoktur.

45 yaşlarındadır. 38-40 civarında gösterir kendisi. Beden temizliğine pek dikkat etmese de, şık giyinmek bir kenara, eh fena değil derecede giyinmeyi dahi beceremese de, genetik herhalde ne bileyim, yaşını göstermemektedir işte.

Yaptığı tek bakım saçlarını boyamaktır. Boyaya para vermek kendisine ölüm geldiğinden midir, yoksa kimsenin keşfetmediği bir ilim mi bilmektedir anlayamadım, kafasını ayakkabı boyasıyla boyamaktadır. Hemi vallahi hemi billahi. Her ne kadar bunu kendisi itiraf etmek istemese, şiddetle inkâr etse de, eşi yatağı düzeltirken yastığındaki kocaman, kapkara boya lekesinden durumu çakmış ve cümlemize de ispat etmiştir.

Boyu taş çatlasa 1.60 gelir. Atalarımız yere yakın olanların fesat olacağını düşünmüşler. Her şeyi hakkıyla bilen atalarımız, bu konuda da yanılmamışlar. Tanıtacağım kişi fesatlığın alfabesini bulmuş, sonra da üşenmeyip oturmuş kitabını yazmıştır. Hatta kafası fesatlıktan başka bir şeye çalışmaz dense yeridir. Ben anlatayım, siz karar verin kafası çalışıyor mu, çalışmıyor mu?

Yerli ve yabancı hiçbir diziden bir şeycik anlamaz. Okuma adına müthiş bir yol kat etmiştir. Gazeteleri dikkatle okur, tabi sadece kadın resimlerine gözünü dikip dakikalarca incelemek okumak sayılıyorsa. Cep telefonunu çağrı geldiğinde açmak haricinde kullanamaz, sanırım kapatamıyor da, kendi kendine kapanıyor telefon. Tv kumandası kullanamaz, kanal değiştirebilir sadece, ee, o da bir hüner sayılır. Etrafındaki onca bilgisayara rağmen bilgisayarın icat edildiğinden haberi var mıdır, şüpheliyim.

Evlidir, dört adet de çocuğa sahiptir. Evinden ve çocuklarından pek haberdar değildir. Kim aç, kim susuz, kim çıplak, kim hasta, kim dertli gibi basit ve banal şeylerle değerli beynini yormayıp sadece mutfakla ilgilenir. Çay niye bitmiş, yağ bu kadar kısa sürede nasıl tüketiliyor, dört çocuğa günde üç ekmek nasıl olur da yetmez gibi ulvi şeylerle meşgul olmayı tercih etmektedir.

Bir de, akşamları boşluğa bakar gibi anlamsız anlamsız baktığı televizyonun karşısında otururken çitlemek için mutfaktan yatak odasına, oradan misafir odasına, oradan evin bilmem hangi köşesine sakladığı pek sevdiği çekirdeklerinin yeri çocukları tarafından keşfedilmiş de birazcık eksiltilmiş mi diye tik gibi ikide bir fırlayıp dolandığında haberdar olmaktadır evinden. Zira akşam evine gelince o çekirdekleri bir tabağa koyacak, tabağı da kimse almasın diye bağrına basacak öh desen kaçacakmış gibi suçlu suçlu ve korkak korkak en birinci bakışlarını takınarak ilişecektir kanepenin ucunun ucuna.

Karısı ve çocuklarıyla tek diyalogu tartışma biçimindedir. Sabahları çocukların okul harçlığı için her gün evde büyük bir kıyamet kopmaktadır. Para vermemek için yaptığı kıyasıya mücadeleler, çıkardığı suni tartışmalar, yıldırma politikaları ne yazık ki her zaman işe yaramamaktadır. Üç beş kuruş da olsa, ona göre pek ağır sayılan kayıplar vermektedir bu çetin savaşlarda.

Eve meyve sebze, odun kömür almaya gerek duymamaktadır. Nasılsa karısı bağda bahçede çalışıp meyve sebzesini, odun kırıp yakacak ihtiyacını karşılamaktadır.

Duvara bir çivi çakamayacak kadar beceriksizdir. Tamir tadilat işlerini de eşi yapmaktadır zira, yorulmasına ne gerek vardır. Bu sebepten evin boyanma ihtiyacı doğduğunda ne kendisi boyamış, ne boya almaya ne de boyacı getirmeye yanaşmış, kadıncağız ördüğü patikleri satmak suretiyle kazandığı paralarla boya alarak evi boyamıştır. Bütün bunlara rağmen, akşam evine gelince, saçı başı perişan, üstü başı eli yüzü boya içinde kalmış, yorgunluktan bitmiş karısına “Ne bu kılık kıyafet, deli gibi olmuşsun.” gibi pek yüzsüzce ve pek hikmetli bir laf sarf ederek karısının gönlünü almayı (!) başarabilmiştir.

İletişim özrü son safhadadır. Hoşbeşten zevk almaz, konuşabildiği tek konu futbol maçlarıdır. O da başkalarından duyup ezberlediği üç cümleyi tekrarlamaktan ibarettir.

Yorum yapma, tespit ve tahlil etme yeteneğinden mahrumdur. Yine de pek bir kibirlidir, kimsecikleri beğenmemektedir. Her şeyi kendisinin bildiği zannıyla hareket etmektedir. Dünyadaki bütün kütüphaneleri devirmiş yutmuş dahi olsanız sizin bildikleriniz onunkiler yanında devede kulak kalacaktır. Kesin size alaycı ve küçümseyici parıltılar taşıyan gözleriyle bakacaktır. Çünkü hangi kadının neresine bakılır, eş nasıl aldatılır, nasıl yalan söylenir, geri nasıl inkar edilir, kim nasıl yıpratılır, kime nasıl iftira atılır, kimin morali nasıl bozulur bilemeyecektir kimse kendisi kadar. İlim budur işte. “Sizde akıl var da fikir yok.” demesi bundandır. Bu tip şeyler fikirdir ona göre. Gerisi akıla girer ve akıllı kadınlarla erkekler okumak, anlamak, ruhunu inceltmek, iyilik yapmak, dünyayı güzelleştirmek, insan olmaya çalışmak gibi gereksiz ve boş şeylerle uğraşmaktadırlar. Bizler yıllarca düşünüp çözebildik ona ait olan bu değerli ve veciz sözün anlamını.

Tüm kibrine rağmen son derece korkaktır bu nadide kişilik. Gözleri hep suçlu suçlu bakmaktadır, duruşu hemen fırlayıp topukları kabasını döve döve kaçacakmış gibidir.

Nadir ve kısa konuşmalarında ne dediğini anlamak için kendinizi çok zorlamanız icap eder. Bu, birileri boğazını sıkıyormuş gibi bir ses tonuyla konuştuğundan ve pek de konuyla alakalı şeyler söylemediğinden olsa gerek.

Eşinin uzun yıllar tek hayali bu adamdan kurtulmak olmuştur. Bir ay kadar önce de bu hayaline kavuşmuştur. Terk etmiştir bu değerli adamı. Harika da bir düzen kurmuştur kadın, kendisine ve çocuklarına.

Son aldığım haberlere göre, gözü kara eşinin polise şikayet edeceğinden korkarak yanına yaklaşamamaktadır tanıttığım insanımsı kişilik. Yine de mesajlar yazmaktadır eşine. “Sevgili karıcığım, seni çok özledim, yuvana dön.” gibi kendisini çok aşan ifadeler kullanmaktadır mesajlarında. Kadın, ısrarla “Bu cümlelerin anlamını bile bilemez, ben yirmi beş yıllık evlilik hayatımda ondan böyle cümleler duymadım, üstelik o mesaj yazmayı da beceremez, kesin yardım aldığı birileri var.” şeklindeki şüphelerini paylaşmaktadır biz yakınlarıyla.

Şimdi ben ne anlatsam beyhude. Onu anlatmakta kelimeler aciz kalır, anlayacağım derken beyinler dumura uğrar. Bizzat tanıyıp, az bile anlatmışsın demeniz lazım. Allah düşman başına vermesin onun gibileri.
Versin mi yoksa?






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
Süper Teklif
 
SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!
Reklam
 
 
Bugün 4 ziyaretçi (42 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=